Louis Aragon Şiiri Üzerine Bir İnceleme

0
204

Pelin Eraslan

Topluma mal olmuş yazarların ardında hep büyük aşklar saklıdır. Yeni akımlar yaratırlar, yanlış düzeni değiştirmeye çalışırlar ve dövüşürler bu uğurda. Bu yüzden hayatlarının bir noktasında aşka rastlarlar. Şüphesiz Aragon da hepimizin aklında Elsa’ya olan büyük aşkı ile kalmıştır. Öyle derindir ki Elsa’nın gözleri, her şeyi onda görür onda unutur. Hüzünlü, yaralı, yalnız bir çocukluğun ardından Elsa ile hayat bulur. Fakat bunun ötesinde siyasal eylemci, komünist şair ve gerçeküstücülük akımının öncülerindendir.

Yasak bir ilişki sonucu doğmuştur Aragon, uzun zaman annesini ablası olarak tanır. Okuma yazmayı öğrendikten sonra kendini yazmaya adar. Bunları yıllar sonra yayınlayacaktır. Kötü geçen çocukluk döneminin ardından Tıp fakültesine girer. Tıp fakültesi ona Birinci Dünya Savaşı’nda ikinci derece doktorluk yapma imkanı sağlar. Savaştan döndükten sonra Komünist Parti’ye girme çabaları sürecektir ancak yeni girdiği edebiyat dünyası ve devam ettirdiği bohem hayatın züppeliği partiye kabul edilmemesine sebep olur. Bir süre sonra arkadaşları ile birlikte partiye kabul edilmeyi başarırlar. O dönem sevgilisi olan Nancy Cunard’ın bir caz piyanisti yüzünden kendisini terk etmesi nedeniyle aşırı dozda ilaç içerek intihar etmeye kalkar. Acı çeken ruhu artık ölüme çok yakındır.

Öldü aşk şimdi aşkla titreyen biriyim ben Güzel putlara tapıyorum Ona benzeyen anılara tapıyoruz

cümleleri karşılıksız kalan aşkıyla katlanan acısını haykırır.

Kendinden ve çevresinden kaçtığı bir gün Couple barında Maiakovski ile tanışır. Ve ertesi gün, 5 Kasım 1928’de, hayatının geri kalanında yazacağı tüm şiirlere konu olan kadınla karşılaşır. O sıralarda 30’lu yaşlarının başında, beş parasız olan Aragon, Paul Eluard ve André Breton’la sürrealist hareketin en parlak üyelerinden biridir. Elsa ise 32 yaşında, kendisinden ve geçmişinden yorulmuş, mutlu bir aşkın özlemi içindedir.

Elsa’yı Campagne Sokağı’ndaki evlerine, duvarında ’aşık olan duvara yazı yazar’ dizesi olan odaya yerleştirir. Ve bir zaman sonra şu satırları yazacaktır:

Beni bulduğun o gece çam deviren bir söz gibiydim

Geceyi ahırlarda geçiren bir serseriydim

Bir köpek tasmasında sahibinin adı yazılı

Öfke ve gürültülerle dolu başka çağların adamı

Daha sonra birlikte yaşamaya başlarlar. ‘Öpüşlerin kıyısında ne çabuk geçiyor zaman’ dediği kadınla aşkı dolu dizgin devam ederken sosyalist bir ülkeyi tanımak amacıyla Moskova’ya giderler. Bu süreçte Devrimci Yazarlar İkinci Uluslararası Konferansı’na çağrılır Aragon. Kharkov Kongresi’ne katılması diğer gerçeküstücülerle arasını açacaktır. Kongre sonrası Dniepr’ye yaptığı gezi, görüşmeler ve konuşmalar az olsa da, yaşantısına yeni bir yön verir. Konuşmaya ne gerek vardır ki:

Bu coşkuyu anlatacak sözcük var mıydı

İçime işleyen duygu yağmur mu rüzgar mıydı

Yeni şiirlerle dolmuştur Aragon. Moskova günleri sona ermiş, geri dönüş vakti gelmiştir. Kongre kararlarını açıklamak için döndükleri Fransa’da Breton ve diğer gerçeküstücülerle didişmeler yaşanmaya başlayacaktır.

Aragon devamında yazdığı şiirlerden ötürü isyan ve anarşist propaganda ile suçlanır. Moskova’dan ayrılmadan önce bitirdiği Front Rouge şiiri içerdiği sloganlarla Aragon Olayı’nın başkahramanlarındandır. Gerçeküstücüler Front Rouge şiirinin tamamını kabullenerek insanları birliğe çağırır. Tepkilere rağmen birçok ülkeden karşılık gelir. Front Rouge şiiri, Fransız şiir evriminin dönümü olarak kabul ediliyordur. Ancak gerçeküstücülerle bağlarının kopmasına sebep olacaktır.

Ekim 1928 de şu dizeleri yazmıştır Aragon:

Otuz birindeyim işte

Öyle görünüyor ki

Küçük domuzlar yiyecek beni

Yiyemediler beni

Boş ver

Büyük domuzlar yiyecek beni

Günlük olay ve koşulların durumu her zaman Aragon’da ağır basmıştır, ama şiirlerini, yalnızca ona esin veren olaylara indirgemek haksızlık olur. Elbette ki bunlardan etkilenmesi gerekli diye bir kural yoktur. Victor Hugo’dan Arthur Rimbaud’a, Apollinaire’den Homere’e günün koşulları halkı büyük ölçüde etkileyen dizeler ortaya çıkarmıştır. Front Rouge’de benzer durumlardan büyük bir ilgi çekmiştir.

Sonra döndü yaşam düş topraklarının üstünde

Nice dostlar yitirdim…

diyerek gerçeküstücülüğün diğer temsilcileriyle yaşadığı durumu vurgular.

Her adımda yanında olan Elsa ile başladıkları yerde değillerdir. Ne tanıştıkları o sokak ne evleri vardır artık. Dönemin getirileriyle farklı kazanç arayışlarına girmiştir Aragon. Elsa’nın binbir özenle yaptığı gerdanlıkları satıyordur. 1933 Humanite’nin muhabiri olur.

Elsa ile farklı bir sokakta farklı bir evde hayatlarına devam ederler. Tatlı günleri de acı günleri de bu evde geçer hayatını adadığı kadınla. Acayip savaş diye adlandırdıkları dönem başlar, aşıklar ayrı düşer bir süre sonra. 220. Birliğe katılmıştır Aragon. Oradan gönderdiği şiirler Elsa’ya olan özlemi ve aşkını anlatıyordur. O dönem bu dizeleri okuyan insanlar farklı acılar da bulur şiirde.

1942 de Elsa’nın Gözleri’ni yayınladığında bibliyografisinde şunları belirtir Aragon: ‘Bu şiirler belli bir ayın ve belli bir yerin acılarından çok belli bir zamanın acılarını yansıtır.

Şiirlerinde de çokça rastlarız bu duruma.

Ama yüzyılın öyküsü ve zamanın dayanılmaz yarası

Cüzzam kolera iskorbüt açlık

Ne kanlı uğraşılar orduların ilerleyişinde

Ne kadırga küreklerinde paralanmış kollar

Maskara edilen kadınla erkek dilleriyle gönülleriyle

Soysuzlaşan her büyüklük ve geri çevrilen sözcükler küstahça ağıza karşı

Bir dönem sonra kaçakçılık adı altında şiir girişimlerinde bulunur Aragon. İnsanlar tarafından anlaşılmasa da İspanyol Cumhuriyeti mitinglerine katılanlar anlamıştır şiirleri.

Görülecek düştüğü insanlığın alnından

Mutsuzluğun simgesi olan kan çemberinin

Yaşam güzel alıçlar çiçek açarmış gibi

Şarkılar söyleyecek yüce bir sesle insan

Kaçakçı şiirleri ile birlikte halk şiirine yönelim başlar. Kaçakçı şiirlerini maskelemek için halk şiirini kullandığı düşünülse de, güneye kapanan Paris Köylüsü’ne, halk ozanlarına ve onların destanlarına büyük bir ilgisi vardır Aragon’un. Bu dönemde ‘Herkes için şiir gerçekleşmesi olanaksız bir düşünce midir?’ sorusunu soracaktır. 1942’de Elsa’nın söylediği şiirinde önerilerini yineler:

Diyorsun ki bir dünya kuracaksa eğer aşkımız

Bu dünya yalnızca söyleşi dünyası olsun

Bırak Lancelot’yu Bırak Table Ronde’u

Y seult’ü Viviane’ı Esclarmonde’u..

Aşklarını dolu dizgin yaşarken siyasal eylemlerini de beraber gerçekleştirirler. Sovyetler saldırısının olduğu dönemde Alman Birliği tarafında gözaltına alınırlar. Şans eseri serbest kalan Louse ve Elsa Ulusal Cephedeki arkadaşlarıyla buluşur. Ocak 1942’de arkadaşlarının bir kısmı yakalanıp kurşuna dizilir. Bu olayın ardından Aragon şu satırları yazacaktır:

Onlar için yalnız onlar için

Mayısta ölen o dostlar için

Silahlara yaşlar gibi dilleri

Aksın bundan böyle dizelerim

1942 Kasım’ında Cezayir Çıkarmasından sonra, işgal edilmeyen bölge olan Nice’i çekirgeden daha az zararlı olan İtalyanlar işgal ettiğinde şu dizeleri yazar:

Az önce kim buna dolu dedi

Böyle değildir dolu’nun rengi

Çekirgeydi bunların eski Mısırda adı

Montchat’deki evlerinde yayınlanmak üzere meşhur şiiri ‘mutlu aşk yoktur’u yazar. Sanılanın aksine iki kişilik yiten bir aşkın sonucu değil, direnen bir toplumun ışığında savaşan aşkları anlatır.

Bir süre sonra Auschwitz kampında ölen arkadaşları için Le Musee Grevin şiirini yazar.

Yazık korkunç tohumlar

Kana buladı bu uzun yazı

Ve bir haber geldi acı mı acı

Daniele ve Maie öldü diyorlar

İlmik ilmik sökecekler mi böyle

Tatlı ve öfkeli Fransamızı

Monchat’da kaldıkları evlerinin güvenliğinden dolayı başka bir yere taşınır Elsa ve Louise. Şiirlerini artık yasal yollarla yayınlayamayacaktır. Gizlilik kuralları gereği beşer kişilik gruplar halinde örgütlenen aydınlardan esinlenerek bültenin adını Yıldızlar koyar. Her okurun eline geçen şiirleri beş adet çoğaltarak beş yeni okuyucuya vermesini ister. Ardından kuracakları yayınevine Fransız Kitaplığı adını verir. Kartopu yöntemiyle çoğalan bu şiirler elden eleye dolaşmaya başlar. Silahlı direniş örgütlerinde, ölüm kamplarında, işkence örgütlerinde direniş şiirleri okunur. Dağıtılan bu şiirler kurşuna dizilenlerin ceplerinden çıkar. Direniş şiirleri baskıdan yararlandığı gibi yasal yoldan da üstü kapalı sözcüklerle baskıya karşı durur ve fazlasıyla ses getirir. Yasal olarak yayınlanan Gül ve Rezeda şiirinde şu satırları yazar:

cennete kalpten inanan

ve ona hiç inanmayan

kalenin üst tarafından

ateş etti bir nöbetçi

silahıyla iki kere

sendeliyor bir tanesi

düşüp ölecek diğeri

cennete kalpten inanan

ve ona hiç inanmayan

Artık soğuk savaş dönemi başlamıştır. Atom savaşı korkusu sarmıştır herkesi. Aragon, Elsa’nın esiniyle yine dönemi yansıtan çalışmalar yapar. Gözler ve Anı bu dönem çıkmıştır.

Sevgilim dünyanın sonu gelince

Sesim yanıt verebilse sesine…

Der Aragon. Elsa’dan, ortak yaşamlarından, geçip giden zamandan bahsetse de siyasal yanı ağır basan bir şiir olarak görür.

İspanya’nın, Guetemala’nın, Şili’nin dertlerini kendine dert eder Aragon. Bir tür dünya şarkısı söyler. Gidip görmese dahi dostlukları aracılığıyla tanıdığı ülkelerin olayları ve sorunlarıyla hayat bulur şiirleri.

Sırtında ağır yük yüreğin darmadağın

Yaşamak yaşamış olmak o olanaksız seçim

Ve ağzın kıyısını buruşturan acı

Yaşlılığa doğru dönüşsüz yolu, şiirlerinde görülmeye başlanmıştır. Tükenmeyen ve gittikçe artan Elsa aşkı her şiirinde daha da bir anlam bulmaktadır.

Sana bir söyleyeceğim;

Zaman sensin..

Diyerek yaşamının tamamını Elsa ya aitliğini anlatır şair.

42 yıllık yaşamları, büyük aşkının kalbinin durması ile son bulur. Özlemin en acısını yaşar Aragon. Bir gün Elsa’nın çekmecesinde bulduğu yazılarla aşkı ızdıraba döner. Elsa’nın notlarında, bu zamana kadar birlikte olduğu erkeklerin isimleri yazılıdır. Ve günlüğünde:

Herkes beni sevsin…

Bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum..

yazar.

Artık Aragon için aşk sadece bir hayal kırıklığıdır.

Bir tek aşk yoktur acıya gark etmesin

Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara

Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda

Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da

Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin

Mutlu aşk yoktur ama

Böyledir ikimizin aşkı da..

diyerek hafızalara kazınır.

Mezar taşına şu sözlerin yazılmasını ister.

Ölüler savunmasızdır… Ama ümit ediyoruz ki kitaplarımız bizi savunacak..

1982 yılında içinde yıkık bir aşk ve binlerce düşünceyle Elsa’ya kavuşur..

Pelin Eraslan