Başka Bir Yahya Kemal Üzerine

0
450

Beyza Selen Çavuş

            Günümüzde Türkoloji camiasının üzerinde yoğunlaştığı, fikir dünyası ve eserleri etrafında akademik çalışmalar yürütülen, şiirleri beğenerek okunan bir isim Yahya Kemal Beyatlı. Kendisi, özellikle, öğrencisi olduğum İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün akademisyenleri tarafından büyük bir hürmet ve sevgi görür. Bunun da sebebi, Yahya Kemal’in, Darülfünun yıllarında bölümümüzde Garp Edebiyatı Tarihi ve Türk Edebiyatı Tarihi derslerini vermesi, bölümün bir diğer önemli ismi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da hocası olmasıdır. Bu yüzden de en başta Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü’nün derslerinde Yahya Kemal, edebi şahsiyeti, dersleri, öğrencileri ve şiirleriyle yani bütünüyle iyi yönleriyle kendine yer bulur.

            Diyebilirim ki benim Yahya Kemal’le tam anlamıyla tanışmam da bu derslerden birinde, Yeni Türk Edebiyatında İstanbul dersinde olmuştur. Ondan önce benim için Yahya Kemal, “Her rind bu bezmin nedir encâmı bilir…” ile başlayan rubaisi ile Aziz İstanbul gibi çok meşhur birkaç şiirini sevdiğim fakat onları da çoklukla aramadığım, yani edebi zevkim içinde kendine geniş bir yer tutmayan bir şairdi. Derste sorumlu tutulduğumuz, Yahya Kemal’in İstanbul algısını anlattığı yazılarından oluşturulan Aziz İstanbul beni onun şair olmayan yönüyle tanıştırdı ve o yönü araştırmaya itti. O, İstanbul’u severken şüphesiz ilginç bir adamdı. Şehri, o gün ona verdikleriyle değil, tarihiyle beraber seviyordu. Surlara gidip şehrin ele geçtiği o anı ve Fatih’in İstanbul’a girişini uzun uzun hayal ettiğinin, bir ders boyunca konuşulduğunu hatırlıyorum. Anadolu Yakası’nda en çok Üsküdar’dan, Avrupa Yakası’nda Kocamustafapaşa’dan hoşlanıyordu. Adalar’ı ve Boğaziçi semtlerini, tüm İstanbul aşıkları gibi, o da çok seviyordu. Bana en ilginç gelen, pek sevmediği Beyoğlu’nda, üstelik bir otel odasında yaşaması olmuştu. Bu şaşırtıcı ise, ömrünün son 19 yılını orada geçirmesi büsbütün hazindi, o zaman için.

            İşte Yahya Kemal, benim zihnime, estetik zevkime, İstanbul algıma böyle girdi. Yazının başında, özellikle Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü’nün Yahya Kemal’i sık sık andığını dile getirmiştim. Ben de çokluk bu kürsünün derslerini seçtiğimden, okulda geçirdiğim zaman boyunca kendisine sık sık tesadüf ettim. Fakat o artık, bir dersin konusu olarak karşıma çıkmıyordu. Yahya Kemal giderek Darülfünun hocalığı döneminden kalma bir anısı, Atatürk’le arasında geçen bir muhabbet ve en çok da en meşhur öğrencisi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın onun hakkında yazdıkları ile, her ders anılması mecbur kılınan tarihi bir şahsiyete dönüşmüştü. İtiraf edeyim, en başta bundan hoşlanıyordum. Yahya Kemal, bölümün en önemli hocalarından biriydi, bunun yanında şairdi ve çok sevdiğim bir yazar olan Tanpınar’ı yetiştirmişti. Onun hakkında ilginç anekdotlar dinlemek güzeldi. Fakat yukarıda belirtmiştim Yahya Kemal’in sadece iyi yönleriyle ele alındığını. Kötülerin şeytan, iyilerin ise adeta melek olarak anlatıldığı Tanzimat romanlarını bilirsiniz. Bu açıdan bakınca Yahya Kemal, sanki bir Tanzimat romancısının kaleminden çıkan, o çok iyi karakterlerden biriydi. Çok iyi bir hoca, çok başarılı bir şair, çok kültürlü bir fikir adamıydı. Acaba gerçekten öyle miydi?

Yahya Kemal’in En Büyük Eseri: Ahmet Hamdi Tanpınar

Dediğim gibi Yahya Kemal, hayat öyküsü Tanzimat romancısının elinden çıkan bir karaktere dönmüştü artık. Üstüne, anlatılanlar hep aynıydı. Aynı hocanın iki farklı derste, Yahya Kemal’in aynı anısını anlattığına şahit olunca büsbütün sıkılmıştım. O kadar ki çok merak etmeme karşın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Yahya Kemal biyografisini okumayı da o dönem için rafa kaldırdım. Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü’nün Yahya Kemal’den daha çok sevdiği bir isim varsa o da Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Yahya Kemal’e “Hoca” denmezken, Tanpınar’ın adının yanına her daim “Hoca” unvanı koşturulur. Şüphesiz Tanpınar, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi ile, edebiyat üzerine kaleme aldığı makaleleri ve yaptığı çalışmaları ile, Mehmet Kaplan, İnci Enginün, Zeynep Kerman, Gönül Tekin, Turan Alptekin ve yetiştirdiği daha pek çok değerli bilim insanı ile, bu unvanı sonuna kadar hak eder. Yahya Kemal hak etmediği için ona “Hoca” denmiyor demiyorum; fakat Yahya Kemal’in Fakülte çatısı altında gördüğü ilginin ve hürmetin, çoğunlukla Tanpınar’dan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. “Tanpınar Yahya Kemal’de anlatıyor ki…” ile başlayan cümleler bunun kanıtı olsa gerek. Yahya Kemal’in tek öğrencisi, Tanpınar değildi kuşkusuz. Yahut Yahya Kemal üzerine eserler kaleme alan tek kişi de o değildi. Örneğin Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in, Yahya Kemal’in Dünyası adında, onunla yaptığı sohbetlerden aldığı notları içeren, Yahya Kemal’in medeniyet, dil, kültür, tarih, resim, musiki üzerine fikirlerini ilk ağızdan aktaran önemli bir çalışması var. Fakat nedense hiç “Süheyl Ünver aktarıyor ki…” dendiğini duymuyoruz.

Sürekli kendisine koşulan Tanpınar, hocası için salt iyi cümleler yazmıyor. 19 Haziran 1961 tarihinde günlüğüne Yahya Kemal için yazdıkları şunlar: “Bu sene yılbaşım kutlanmıyor. Evimde tek başıma oturacağım. Halbuki şiir kitabımın çıktığı senedir, şudur, budur… Çapaçul Yahya Kemal bile bir muhit sahibi idi.” Son cümlede görüyoruz ki Tanpınar, Yahya Kemal’in, sahip olduğu çevreyi hak etmediğini düşünüyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Handan İnci de bir röportajında, Tanpınar’ın Yahya Kemal ile ilgili esas fikirlerinin, hazırladığı biyografide değil, günlüğünde olduğunu söyledikten sonra, Tanpınar’ın, hocasının etrafında toplanan kalabalığı hak etmediğini düşünmekle beraber bu kalabalığı cahil bulduğunu dile getiriyor.

            Yahya Kemal ve Mina Urgan

            Yahya Kemal’in sık sık misafir olduğu bir evde büyüyen Mina Urgan, Bir Dinozorun Anıları’nda, onu tanımadan sadece şiirlerini okuyanlara gıpta ettiğini söyledikten sonra şunları yazar: Ne yazık ki ben yakından tanıdım onu. Nazım Hikmet’in bir şiirinde dediği gibi, göğsünde yürek yerine bir idare lambası yanardı. O idare lambasının cılız ışığı bile sönerdi zaman zaman.” Herhalde bunlar, onun edebiyat hayatımızdaki yerini ve şairliğini değerlendirmek için bir kıstas değil; fakat onu yakından tanıyan birinin izlenimleri olduğundan dikkate değer. Devamı ise çok daha vurucudur: “Yahya Kemal tam anlamıyla bir asalaktı. Ömründe çalışmamıştı. Bunu açıkça söylemekten çekindiği halde, Ahmet Haşim’i ne kadar çok seviyorsa, Yahya Kemal’i de o kadar az sevdiğini anılarında besbelli eden Yakup Kadri, ona ‘şâhane bir tembeldi’ demekle yetinir.” Yahya Kemal’in ömrü boyunca ev sahibi olmadığını söyleyen Mina Urgan, onun yalvara yakara elde ettiği elçiliklerde veya bedava Park Otel’de kaldığını anlatıyor yukarıda Yahya Kemal’in Beyoğlu’ndan hoşlanmamakla beraber ömrünün son 19 yılını Beyoğlu’nda bir otel odasında geçirdiğini söylemiştim.

            Yahya Kemal’in, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sanat Müşaviri, Yapı Kredi Bankasının Estetik Müşaviri gibi uydurulmuş işler altında, hiç çalışmadan para kazandığını söyleyen Mina Urgan’ın ona esas kızgınlığı Celile Hanım ve Nazım Hikmet hadisesinden gelir. Yahya Kemal’in, Celile Hanım’la evlendikten sonra Yakup Kadri’ye “Bu kadar dile gelmiş bir kadınla ben nasıl evlenirim?” dediğini yazan Urgan, onun, açlık grevine başlayan oğlu için imza toplayan Celile Hanım’ı gördüğünde, Nazım Hikmet’in kurtulması için imza vermekten ödü koptuğu için hemen sıvıştığını da anlatıyor kitabında.

            Edebiyatçıları ve yazdıklarını, istesek de istemesek de siyasi fikirleri, yaşam tarzları, dünya görüşleri bize uyduğu müddetçe severiz. Sanatını ondan ayrı düşünmemiz mümkün olmaz. Bugün sol cenahın Necip Fazıl ve Peyami Safa’dan, sağ cenahın ise Nazım Hikmet’ten uzak duruşunun sebebi de budur. Mina Urgan da Yahya Kemal’in sanatını, şairin onda uyandırdığı izlenimlerle değerlendiriyor ve şunları söylüyor: “Bunları yazmamam gerekirdi belki de. ‘Adam büyük şair, ahlakından sana ne? Ne diye deşiyorsun bunları?’ diyerek bana karşı çıkanlar olabilir. Ama ben, onun büyük şair olduğuna da inanmıyorum. Usta olmasına usta, ama gerçekten büyük şair değil bence. Çünkü öyle olsaydı, bu kadar küçük bir adam olmasının yolu yoktu. (…) İşte bu yüzden, Yahya Kemal’i, Türkçeyi ustaca kullanabilen ‘iyi’ bir şair sayıyorum ancak. Üstelik Yahya Kemal o sıralarda çok moda olan Maurice Maeterlinck’in etkisinde kalarak yazdığı ‘Mehlika Sultan’ gibi bir iki şiiri ve bazı güzel dizeleri bir yana, geleneksel şiirimizin kalıplarını aşamadı.”

            Mina Urgan burada Yahya Kemal’in karşısına, yine yakından tanıdığı bir isim olan Ahmet Haşim’i çıkarır ve Haşim’in sembolist şiirleriyle yeni bir çığır açtığını, öz şiirin asıl onda olduğunu söyler. Bu gerçekten ilginç bir tespittir. Çünkü yukarıda bahsettiğim röportajında Handan İnci de Tanpınar’la ilgili benzer bir tespit yaparak, onun, hocasının şiirini değerli bulmakla beraber asıl Haşim’in estetik zevkini beğendiğini, Yahya Kemal’in, Tanpınar’ın hayran olup “Keşke ben yazsaydım!” dediği bir şiirinin olmadığını söylemiştir.

            Edebiyattan Aforoz: Tasfiye Hareketi

            Gavsi Ozansoy’un 5 Ocak 1940’ta, İstiklâl gazetesi yayınladığı Tasfiye Lazım! yazısının ardından gelişen olaylar, edebiyat tarihimizde Tasfiye Hareketi adıyla yerini alır. Gavsi Ozansoy, yazısında, Türk inkılabının her yana sirayet ederek ilerlediğini; fakat edebiyatın bundan nasibini alamadığını, şiirde halen Faruk Nafiz anlayışının arandığını, mevcut ve eskimiş edebi zevkin tasfiye edilmesi gerektiğini söyler. Ardından, Son Posta gazetesinde, Nusret Safa Coşkun’a bir anket yaptırır ve “Genç Şair ve Ediplerin Tasfiye Edilmesini İstedikleri Eskiler” isimli yazı yayınlatır. Yahya Kemal de listededir. Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu’nda Tasfiye Hareketi’nden ve listeden bahsederken Yahya Kemal’in adını geçirmese de Hareket üzerine yapılmış tez çalışmalarında Yahya Kemal’in de kara listeye alındığını görüyoruz. 24 Ocak 1940’ta, Sait Faik Abasıyanık ile Abidin Dino, Tan gazetesinde Gençlerin Müşterek Beyanatı adıyla yayınladıkları bildiride, “Tanzimat ve Tanzimat sonrası sanat ve fikir adamı ne maziyi ne istikbali ne Şarkı ve ne Garbı anlayabilmiş, mucize çapında azametli bir ahmaktı.” diyerek tasfiye listesindekilere hücum ederler.

            Listenin bir anket sonucu ortaya çıktığını ve Yahya Kemal’in de listede olduğunu söylemiştim. Tasfiye taraftarlarından romancı ve hikayeci Ragıp Şevki, anket yazısında, Yahya Kemal’in Bin Atlı manzumesinin kalıbını aşamadığını söyler.

            Edebiyatımızda bir anda parlayıp bir anda yok olan, bununla beraber eski nesil ile yeni nesil arasında bir çatışma başlatarak iki kuşağın edebiyat anlayışını gözler önüne sermesi açısından önemli olan Hareket’in başlatıcısı Gavsi Ozansoy, 1962’de “Yahya Kemal’i bile tasfiyeye kalktık.” diyerek Tasfiye Lazım! yazısından pişman olduğunu söyleyecektir.

            Yahya Kemal ve Atatürk

            1921’de Milli Mücadele’ye destek olmak amacıyla Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Mustafa Nihat Özön gibi isimler Dergâh adında bir dergi çıkarmaya başlar. Öztürk Emiroğlu’nun da dediği gibi, Cumhuriyet’ten sonraki sanat ve edebiyat dergileri ve ortamına öncülük etmiş olması bakımından önemlidir.

            Bu girişimi ile ve başta Üç Tepe olmak üzere, Dergâh’ta kaleme aldığı yazılarında Yahya Kemal’in Milli Mücadele’yi desteklediğini ve Mustafa Kemal Paşa’nın yanında olduğunu görüyoruz. 1923-26 yıllarında da Urfa milletvekilliği yapan Yahya Kemal, Atatürk’ün pek çok meclisinde de bulunmuştur. Atatürk’ün, Yahya Kemal’in, özellikle dil ile ilgili meselelerde fikirlerini aldığını, ayrıca öğrencilik yıllarında onun şiirlerini okuduğunu biliyoruz. Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler’de “Atatürk’ün kendi kitaplığında güzel ciltlenmiş türlü edebi eserler vardı. Bunları zaman zaman özel toplantılarında getirtir ve iyi okuyanlardan dinlerdi. Atatürk, bunları Yahya Kemal’in kendisine satın aldırdığını söylerdi.” demektedir.

            Buraya kadar, Atatürk ile Yahya Kemal’in arasındaki ilişki iyi görünmektedir.

Bununla beraber, 2 Mayıs 1965’te kaleme aldığı yazısında, Falih Rıfkı Atay, Yahya Kemal ile ilgili çarpıcı bir iddiada bulunmaktadır: “Ben yere kapanarak Atatürk’ün ayağını öpen tek adam hatırlarım: Yahya Kemal. Bursa’da ilk rastlayışımda öpmüştür. Acaba Anadolu’ya gitmek üzere kendisine yolla­nan para ile, Eskişehir bozgunu üzerine paniğe uğrayarak, Bulgaristan’a gitmiş olduğunu unutturmak için mi idi? Öyle de olsa tozlu ayağını öptüğü Atatürk öldükten sonra eğer bana anlatılan doğru ise, bir Boğaziçi yalısında ‘Mustafa Kemal diye bir kahramanı, o zamanlar lâzım olduğu için, biz icat ettik!’ dememeli idi.” Mina Urgan’ın, Yahya Kemal’i sadece çıkarları doğrultusunda hareket eden biri olarak tanımladığını hatırladığımızda, “lazım olduğu için Atatürk’ü biz icat ettik!” demesinin hiç de düşük bir ihtimal olmadığını görüyoruz. Yahya Kemal, 1958’de vefat ettiğinden bu iddiaya bir cevabı olmamıştır.

            Sonuç

Bu yazıda amacım, Fakülte çatısı altında anlatılmayan Yahya Kemal’i anlatmaktı. Yazının başında Yahya Kemal’in etrafında bir akademik kadronun toplandığını ve çalışmalar yürütüldüğünü söyledim. Onun kötü diyebileceğimiz taraflarını sayıp döktüm diye, Yahya Kemal’i araştırılmaya ve üzerinde konuşulmaya değer bulmadığım anlaşılmasın. Aksine ben, insanın iyi ve kötü yanlarıyla bir bütün ortaya koyduğunu düşününce Yahya Kemal’in, anlatılmaktan kaçınılan veya üzerinde durulmayan kötü yönlerini de anlatmaya değer buluyorum ve Yahya Kemal’le ilgili son sözümü söyleyerek bitiriyorum:

Tasfiye Hareketi’nin destekçilerinden Ziya Osman Saba, anket yazısında, tasfiyeyi zamanın yapacağını, iyi şiirlerin geleceğe kalacağını, kötü şiirlerin ise silinip gideceğini söylemişti. Bugün Yahya Kemal’in şiirlerini okuduğumuza göre, gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki, Yahya Kemal iyi bir şairdir. Tasfiye Hareketi’ne katılan pek çok isim silinip gitse de o, adını gününden alıp geleceğe taşımayı başarmıştır.

Kaynakça:

Günlüklerinin Işığında: Tanpınar’la Baş Başa, Hazırlayanlar: İnci Enginün, Zeynep Kerman, Dergah Yayınları

Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Yahya Kemal’i Sevenler Cemiyeti Neşriyatı

Yahya Kemal Beyatlı, Aziz İstanbul, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları

Mina Urgan, Bir Dinozorun Anıları, Yapı Kredi Yayınları

Afet İnan, Atatürk Hakkında Belgeler ve Bilgiler, Türkiye İş Bankası Yayınları

Doç. Dr. Öztürk Emiroğlu, Türkiye’de Edebiyat Toplulukları, Akçağ Yayınları

Salâh Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, Sel Yayınları

Salâh Birsel, Gandhi ya da Hint Kirazının Gölgesinde, Sel Yayınları

Zehra D. Eroğlu – Gavsi Halid Ozansoy ve Edebiyatta Kaldırılan Kazan: 1940 Tasfiye Hareketi

http://www.lacivertdergi.com/dosya/2018/02/16/tanpinar-yahya-kemale-ofke-duyardi

Beyza Selen Çavuş